BT Corporate - шаблон joomla Оригами

UAC Mühendislik

Helal Gıda Analizleri

Font Size

SCREEN

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel
halal

In Chapter 1 of the Regulation of the Central Islamic Committee of Thailand Regarding Halal Affair Operation of B.E. 2552, “Halal product” İslami İlkesine aykırı olmayan üretim, hizmet, dağıtım dahil Helal standart sürecine uygun, yapılan doğal bir ürün veya ürün anlamına gelir.

Helal Sertifikasyon ve aynı Yönetmeliğin Helal Logo Kullanımı için Bölüm 6 Uygulama olarak, Madde 28 Helal Ürün için girişimci aşağıda istekleri uygulamak zorundadır.

  1. Üretiminde kullanılan tüm ekipmanlar İslam İlkesine göre temiz olacak, ve bununla birlikte İslam İlkesi tarafından yasaklanan şeyler kullanılmamalıdır.
  2. Hammadde, gıda karışımı ya da başka bir şeyin inanılır kaynağını belirtilmelidir, Helal olması ve/veya İslami Prensipler tarafından yasaklanmış miksler ile ürünü karıştırmayın.
  3. Muhafazası, nakliye ve ürünlerin satışı İslam İlke tarafından yasaklanmış şeyleri ile karışık olmayacaktır.

Helal üründe kullanılmak üzere İslam Prensibi tarafından yasaklanan şeyler
Örneğin; yasaklanmış hayvanlar
Domuz, köpek ve bunlardan doğanlar ile eşşek, katır, fil.
Karasal hayvanlar ile evde beslenen hayvanlar ayrıca, kedi, köpek, aslan, kaplan vb.
Kartal şahin gibi pençeli kuşlar
Bu tür sıçan, çıyan, akrep ve aynı nitelikteki diğer hayvanlar gibi zehirli veya hastalığı olan hayvanlar.
İslami Prensip olarak öldürülmesine izin verilmeyen hayvanlar arılar, karıncalar, ağaçkakan gibi
Bu tür bitler, sinek, ve aynı nitelikteki diğer hayvanlar gibi saldırgan hayvanlar.
Hayvan, kesim olmadan kendiliğinden ölmesi veya islami prensiplere uygun kesim yapılmaması
Hayvanı boğmak ve ölene kadar vurmak vb.

  1. Her türlü hayvan kanı
  2. Her çeşit zehirli bitki
  3. Gıda ve içekelerde alkol bulunması

HELAL GIDA TESTLERİ

  1. Gıdalarda domuz ve türevlerinin aranması
  2. Gıdalarda jelatin aranması
  3. Gıdalarda haram kabul edilmiş katkı maddelerinin aranması
  4. Gıdalarda polar bileşiklerin aranması
  5. Gıdalarda etil alkol aranması
  6. Gıdalarda Yağ asidi kompozisyonu
  7. Gıdalarda GDO taraması
  8. Ette Tür Tayini
  9. Üretim alanı testleri (Personel, Kullanılan Su, Ekipman, Zemin, Ortam Havası, Kullanılan Temizlik Malzemelerinin Mikrobiyolojik Kontrolleri)

Gıdalarda Real Time PCR ile Domuz DNA'sı Aranması:
Gıda analizlerinde hızlı ve kesin sonuçların eldesi son derece önemli bir özelliktir. Gelişen teknolojik imkânlar ve küresel ticaret, üreticilerde daha kısa sürede analiz sonucu alma isteği doğurmuştur. Son yıllarda geliştirilen en önemli teknolojik ürünler Real-Time PCR yöntemlerine dayalı cihazlardır.
Real-time PCR Tekniği: DNA zincirinin önceden belirlenen bir bölgesini çoğaltmak için kullanılan Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR), moleküler biyoloji ve genetik alanında devrim niteliği taşıyan bir yöntemdir. PCR reaksiyonlarında sıcaklık döngüleri sağlamak için kullanılan cihazların (thermocycler) hassas ölçüm aletleriyle birleştirilmesi, Real-Time PCR olarak adlandırılan yeni bir yöntemin gelişmesine neden olmuştur. Real-time PCR, geleneksel PCR’ın uygulama alanlarını arttırırken PCR’la ilişkili pek çok laboratuvar sorununa da çözüm getirmiştir. Bu yöntem sayesinde DNA ve RNA örnekleri kalitatif ve kantitatif olarak kısa sürede analiz edilebilmekte, çok sayıda örnek düşük kontaminasyon riskiyle güvenli bir şekilde çalışılabilmektedir.
Et Tür Tayininde Real Time PCR Kullanımı: Et sektöründe tağşiş ve orjinallik problemlerine sıklıkla rastlanmaktadır. Dana ve koyun etlerine, yapısal benzerlikleri nedeniyle domuz, at ve eşek gibi hayvanların etleri karıştırılabilmektedir. Bu tür tağşişler önemli sağlık problemlerinin yanında, müslüman ve yahudi toplumları açısından önemli dini sakıncaları da beraberinde getirmektedir. Benzer pigmentasyona sahip et türleri (dana-at, koyun-at ve domuz-tavuk gibi) dondurulduklarında ya da işlenmiş et ürünlerinde kullanıldıklarında tüketici tarafından teşhis edilmeleri imkansız hale gelir. Bu durum işlenmiş et ürünleri başta olmak üzere tüm et ürünlerinde tür tayinini gerekli kılmaktadır. Et ve et ürünlerinin elde edildiği
hayvan türlerini belirlemek ve bu yolla yapılabilecek hileleri önlemek amacıyla son yıllarda DNA’ya dayalı teknikler oldukça önem kazanmış ve PCR tekniği, alternatif bir metot olarak öne çıkmıştır. Özellikle kalitatif ve kantitatif analizlerinin yapılabildiği, hassasiyeti ve spesifitesi yüksek, dinamik aralığı daha geniş, kontaminasyon riski çok daha düşük olan real- time PCR tekniği, tür tayini amacıyla yapılan çalışmalarda, yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu teknikte hedef genin amplifikasyonu ile eş zamanlı olarak artış gösteren floresans sinyal ölçülerek PCR sonrasında ilave bir işleme gerek duyulmaksızın sonuç alınabilmektedir. Floresans ışıma yapan PCR ürünlerinin tespitinde kullanılan prensibe bağlı olarak farklı real-time PCR yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden her birinin et ve et ürünlerinde tür tespiti amacıyla kullanılabileceği bir çok araştırmacı tarafından yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur.

Gıdalarda Jelatin Aranması
Analiz Süresi: 2-5 iş günüdür.
1-Numune yoğunluğuna bağlı olarak analiz sonuçları en az 2 en fazla 5 iş günü içerisinde raporlanacaktır.
2-Analiz için gerekli olan numune miktarı 1000g'dır.

Jelatin hayvan bağ dokusundan yapılan, yarı şeffaf, renksiz, kolay kırılır, tatsız katı bir maddedir. Genellikle yiyecek sanayisinde yiyeceklerin dayanıklılığını arttırmak için kullanılır. Bunun yanında, eczacılık, fotoğrafçılık ve kozmetikte de ürün yapımında kullanılır. Bu ürünler genellikle jelatin veya jelatine benzer özellikte maddeler içerir.

Jelatin, kollajenin geri dönüşsüz olarak hidrolize edilmesiyle oluşturulur. Jelâtin başta domuz ve çok az olarak da sığır, balık gibi hayvanların deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir. AB normlarındaki gıda katkı maddesi kodu eskiden E441 numarasıydı. Jelatin artık kendi başına bir gıda ürünü olarak yeniden sınıflandırıldığı için artık E441 numarası kullanılmamaktadır.

Gıdalarda Yağ Asitleri Kompozisyonu
Gıda olarak kullanılan katı ve sıvı yağların ağırlığının % 95’ten fazlasını trigliseridler oluşturur. Diğer % 5’lik kısmı da minör bileşikler olarak adlandırılan mono ve digliseridler, serbest yağ asitleri, fosfatidler, steroller, yağ asitleri, yağda çözünen vitaminler ve diğer maddeler bulunur.
TRİGLİSERİDLER : Bu trigliseridler, gliserol ve üç yağ asidinin esterleşmesi ile oluşmuştur. Trigliseridler yapılarındaki yağ asitlerinin kompozisyonuna göre ikiye ayrılırlar. Trigliseridin yapısındaki yağ asitlerinin üçü de aynı ise “basit trigliserid” olarak isimlendirilir. Eğer iki veya üç farklı yağ asidinden oluşuyorsa bu tip trigliseridlere “karışık trigliserid” denir. Her iki trigliserid formülü aşağıda sembolize edilmiştir.
MİNÖR BİLEŞENLER
Mono ve Digliseridler: Mono ve digliseridler yağ asitleri ile gliserolün oluşturduğu mono ve dioesterlerdir. Tipik yapısal formları aşağıda genelleştirilmiştir. Mono ve digliseridler “emülsifler” olarak önem arz eden bileşiklerdir. Bu amaçla gıdalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Mono ve digliseridler, gliserol ile trigliseridlerin reaksiyon ortamında yağ asidi değişimi yoluyla veya gliserol ile yağ asitlerinin esterifikasyonu ile ticari ölçekte üretilmektedir. Sindirim sisteminde trigliseridlerin normal parçalanması ile mono ve digliseridler meydana gelmektedir. Hayvansal ve bitkisel yağlarda ise çok az miktarlarda doğal olarak oluşurlar. Endüstriyel ölçekte hazırlanan mono ve digliseridler, gliserolle esterifikasyon yoluyla hazırlanan mono-, di-, trigliseridlerin karışımı halindedir. Bunlar serbest gliserol de içerebilen gıda emülsiflerinin önemli bir sınıfıdırlar. Dondurma, fıstık ezmeleri ve diğer
alanlarda kullanılırlar. Monogliseridlerin hazırlanmasında diğer bir yöntem de transestefikasyondur. Saf monogliseridlerin hazırlanması için daha özel işlemler gereklidir.

Fosfatidler: Fosfatidler, polihidrik alkol (genellikle) gliserol içeren bileşiklerdir. Yapılarında gilserole ilaveten, yağ asitleri, fosforik asit ve nitrojen içeren bir bileşik bulunur. Yemeklik yağlarda genel olarak bulunan fosfatid, lesitin ve sefalindir.
Steroller: Steroller, steroid alkoller olarakta tarif edilirler. Steroller, steroid iskeletine ilaveten 8-10 karbonlu bir yan zincir ve bir alkol grubu içeren bileşiklerdir.Yağlarda serbest halde, yağ asidi esterleri olarak ve glukosidler olarak bulunurlar ve birçok katı ve sıvı yağın sabunlaşmayan maddelerinin büyük bir kısmını teşkil ederler. Bitkisel steroller bir bütün olarak fitosteroller olarak bilinen bir karışımdan ibarettir.
Yağ alkolleri: Yemeklik yağların büyü bir kısmında uzun zincirli yağ alkollerinin önemi çok azdır. Bazı bitkisel sıvı yağlarda yağ asitleri ile yağ alkollerinin esterleri olan mumlar çok az miktarda bulunur. Ancak bazı morina yağlarında çok daha fazla mum içeriğine rastlanmıştır. Bunlar kara hayvanı yağlarında veya bitkisel sıvı yağlarda büyük bir öneme sahip değildir.
Tokoferoller: Tokoferoller, pek çok bitkisel yağda doğal olarak bulunan önemli izobileşenlerdir. Bunlar bitkisel yağların oksidatif stabiliteleri yönünden yardımcı olan başlıca tabii antioksidanlar olarak kabul edilmektedir. Ayrıca yağda çözünün vitamin E’nin kaynağıdırlar. Evans ve birlikte çalıştığı diğer araştırıcılar (1936), bazı bitkisel yağların sabunlaşmayan fraksiyonundan, kimyasal bakımdan birbirlerine benzeyen fakat farklı E vitamini (şimdi a, ß ve tokoferoller olarak bilinen) aktivitesine sahip 3 tane bileşiği ilk defa izole eden araştırmacılardı. Pennock ve arkadaşları (1964) çeşitli yağlarda bulunan diğer benzer tokoferolleri tanımlamışlardır. Doymamış yan zincirleri olan bu izomerlere “tokotrienoller” denmektedir.
Karotenoidler ve klorofil: Karotenodiler, katı ve sıvı yağlarda tabii olarak bulunan renkli bileşiklerdir. Renk aralığı sarıdan koyu kırmızıya kadar değişir. Bunlarda rengi veren yapılarındaki konjuge çift bağlardır. Karotenoidler alkali rafinasyonla yağdan ayrılmazlar
Vitaminler: Yağlar, yağda çözünen A, D, E, K vitaminlerinin insanlar tarafından alınmasını sağlarlar. Katı ve sıvı yağların çoğu, vitamin E bakımından iyi bir kaynaktır. Diğer vitaminler için ise bu söz konusu değildir. Bu nedenle yağda çözünen A ve D vitaminler margarin ve sütte olduğu gibi bazı yağlı gıdalara dışarıdan ilave edilmektedir.
Mineraller: Kaliteli ve iyi rafine edilmiş ticari katı ve sıvı yağlar, fosfatid kalıntılarından dolayı fosforiz düzeyinde içerir. Yine, alkali rafinasyon sonunda kalabilen sodyum sabunlarını da az miktarda (5-20 ppm) içerebilirler. Bazı ham bitkisel yağlarda çinko 0,85-1,1 ppm, bakır 0.005-1 ppm, sodyum 0,03 - 5 ppm, brom 0.01-4 ppm düzeyinde belirlenebilmektedir. Ayrıca demir, mangan, nikel gibi mineraller de yağlarda çok az miktarda (1 ppm’den çok düşük) bulunabilmektedirler.

YAĞ ASİTLERİ
Yağ Asitlerinin Genel Yapısı: Karbon ve hidrojen atomlarından oluşan, değişik boyda alkil zincirleri ve yağ asitlerinin asit fonksiyonunu tayin eden birkarboksil grubu (-CO-OH) ile karakterize edilen ve doğal olarak oluşan birçok yağ asidi vardır. Yağ asitleri, zincirlerinin uzunluğuna göre ayrılma yanında, karbon grupları arasında basit (-CH2-CH2-CH2-CH2-) ya da çift bağlar (-CH2-CH=CH-CH2-) içerip içermediğine bakarak, doymuş ya da doymamış olarakta ayrılır. Öte yandan, bir yağ asidi tek bir çift bağ (tek-doymamış) ya da birçok çift bağ (çok doymamış) da içerebilir. En yaygın olarak bulunan yağ asitleri: doymuşlar arasında palmitik asit (16:0)* ve stearik asit (18:0); tek-doymamışlar arasında oleik asit (18:1) ve daha az olarak palmitoleik asit (16:1); çok-doymamışlar arasında linoleik asit (18:2), -linolenik asit (18:3), araşidonik asit (20:4), eikosapentaenoik asit (20:5) ve dekosaheksaenoik asit (22:6); ancak, doğal olarak en fazla oluşan çok-doymamış yağ asidi linoleik asittir. Çift bağlar, yağı daha akıcı yapar ve erime noktasını düşürür. Tereyağı, bazı margarinler, tarla kuşu ve domuz yağları gibi katı yağlar, esas olarak doymuş yağ asitleri içerir. Buna
karşılık, zeytinyağı ve tohum yağları gibi sıvı yağlar ise esas olarak doymamış yağ asitleri içerir (zeytinyağında tek-doymamış bir yağ asidi olan oleik asit hepsinden fazla bulunur). Trigliseridler, yağ asitlerinin gliserol ile oluşturduğu ester formundaki bileşiklerdir. Yağların genel olarak her 100 gr.’ını yağ asitleri oluşturur. Diğer %5’lik kısım gliserolden oluşmaktadır. Yağların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin hemen hemen tamamı, yağ asitlerinin yağdaki oranı ve çeşitleri tarafından etkilenmektedir. Yağ asitlerinin gliserolün aktif grupları üzerindeki pozisyonu önemlidir. Yağ asitlerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki farklılıklar yağların elde edildiği bitki ve hayvanın fizyolojik ihtiyaçlarının sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Yağ asitlerinin sınıflandırılması
Doymuş yağ asitleri: Doymuş yağ asitleri dallanmamış karbon zinciri ihtiva ederler. Dallanmış zincirli yağ asitleri gıda olarak kullanılan yağlarda son derece az bulunur (örneğin: koyun eti ve tereyağında % 1 kadar). 10 karbondan daha az karbonlu yağ asitleri sıvı, daha fazla karbonlular katıdır. Hidrofobik karakterli çözücülerde, hidrofobiklik ve sıcaklık yükseldikçe çözünebilirlikleri artar, oysa hidrofilik çözücülerde yağ asidi zinciri uzadıkça çözünebilirlik azalır. Metobolizmada az güçlükle oksitlenip parçalanmasına karşın, oda sıcaklığında oksidasyona dirençlidirler. 4 karbonlu yağ asitlerinden itibaren çift karbon sayılıların hepsi serbest veya birleşmemiş olarak tabiatta, gliserid halinde yağlarda, monoester olarak mumlarda bulunurlar. Örneğin; palmitik asit (C16) tüm bitkisel ve hayvansal yağlarda daha az, stearik asit (C18) daha çok oranda dağılmıştır, hayvansal yağda daha çoktur.

Doymamış Yağ Asitleri: Karbon zinciri üzerinde çeşitli konumlarda C-C bir veya daha fazla çift bağ içeren yağ asitleri “doymamış yağ asitleri” olarak isimlendirilir. Doymuş ve doymamış bağ yapıları aşağıda gösterilmiştir. Yağ asitleri bir çift bağ içerdikleri zaman tekli doymamış veya monoenoik olarak
adlandırılırlar Birden fazla çift bağ içeren yağ asitleri çoklu doymamış veya polienoik olarak adlandırılır. Yağ asitlerinin adlandırılması için Cenova Sisteminde yağ asidi zincirinde karbon zincirinin sonundan itibaren numaralandırılır. Bu sistemde karboksil grubunun karbonu bir numara olarak dikkate alınır ve düzenlemeler buna göre yapılır.

Gıdalarda GDO Taraması

GDO’ların üretimi ve kullanımının yaygınlaşması, insan ve çevre sağlığı ile sosyo-ekonomik yapıya yönelik olası riskleri nedeniyle, “tarladan sofraya” şeklinde betimlenen gıda zincirinin sürdürülebilirliğini tehdit edebileceği endişesine yol açmaktadır. Tüketim tercihlerinin sürdürülebilir hale gelmesi, sürdürülebilir gelişmenin öncelikli koşulu olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, genel olarak tüketim eylemleri, özel olarak beslenme tercihleri insan gereksinimlerinin doyurulmasından öte, insan ve toplum hayatı ile doğal yaşam üzerinde çok yönlü ve kalıcı etkileri olan insan faaliyeti olarak değerlendirilmektedir. Bu açıdan, günümüzde tüketiciliğin toplumsal hayatta gittikçe artan bir yer edindiği ve tüketici inisiyatiflerinin, ekonomiyi ve siyaseti değiştirebilecek ve dönüştürebilecek denetim gücü kazandığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, “gıda güvenliği” ve “gıda egemenliği”’nin sağlanabilmesi, dolayısıyla beslenme şeklinin sürdürülebilir hale getirilebilmesi, tüketicilerin genel olarak “tarladan sofraya” şeklinde betimlenen gıda zincirini, özel olarak modern biyoteknoloji uygulamalarını ve GDO’ları tanımaları ve bilinçli seçim yapabilmelerine bağlıdır. Bu açıdan, tüketicilerin biyoteknoloji uygulamaları ve GDO’lar hakkındaki bilinç ve tutumlarının ortaya çıkarılması özel bir önem taşımaktadır. GDO’ların yaygın şekilde kullanımından bu yana geçen yaklaşık 13 yıl içinde tüketicilerin genel olarak biyoteknoloji uygulamalarına, özelde ise GDO’lara yönelik bilgi ve tutumlarına ilişkin çok sayıda araştırmanın yapıldığı görülmektedir. Ancak, geniş çaplı literatür taraması sonucunda değişik ülkelerdeki tüketicilerin bu konuya ilişkin profilini bütünlük içinde ortaya koyacak bir araştırmaya rastlanmamıştır. Buradan hareketle, bu araştırmada Dünya’nın çeşitli yerlerindeki tüketicilerin biyoteknoloji uygulamaları ve GDO’ları ne ölçüde tanıdığı ve benimsedikleri, dolayısıyla tüketicilerin bu konuya ilişkin profilleri geniş bir literatür taraması ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. Laboratuvarda işlenmiş (bitkisel unlar, bisküvi, cips, sos, salça, çerez, bebek mamaları vb.) ve işlenmemiş (tohum, meyve, gövde, kök, yaprak vb.) gıda maddeleri ve yemlerde GDO analizleri, geleneksel ve gerçek zamanlı PCR yöntemleri kullanılarak DNA düzeyinde

Yabancı gen taraması
Yabancı genin miktar tayini
Yabancı genin tiplendirilmesi biçiminde yapılmaktadır.

Gıdalarda Katkı Maddesi Aranması
Gıda katkı maddeleri işlenmiş gıdalarda raf ömrünün uzatılması, görünüşün iyileştirilmesi, lezzetinin ve aromasının arttırılması, asitlik düzenlenmesi ve fiziksel özelliklerin değiştirilmesi gibi geniş çapta pek çok amaç için kullanılır. Bazı gıdalarda doğal olarak bulunan maddeler bazı gıdalara da eklenerek katkı maddesi görevi görmektedirler. Özel düzenlemelere uygun kullanıldığında hem doğal hem de yapay katkı maddeleri tüketicilerin büyük bir kısmı için risk teşkil etmemektedir ancak az sayıda kişi için alerjik reaksiyonlara sebep olduğu bilinmektedir. Yalnızca toksikolojik testten geçirilen maddeler onaylanır ve kullanımları ihtiyaç durumu açısından gerekçelendirilir. Katkı maddeleri amaçları dışında kullanıldıklarında, gıdalarda oluşan kusurları önleme amaçlı kullanıldıklarında veya belirlenen limitleri aştıklarında insan sağlığı üzerinde risk teşkil ederler. Bu nedenle işlenmiş gıdalarda bulunacak seviyelerin kontrolü, düzenleyici sınırın aşılmaması ve katkı maddelerinin etiket üzerinde doğru bir şekilde gösterimi açısından gereklidir. Birimimiz gıda ve insan güvenliği açısından katkı maddelerinin analizlerini yaparak, üreticiler üzerinde önleyici faaliyet görevini yerine getirmektedir. Bu amaçla katkı maddelerinin analizlerinde klasik yöntemlerin yanında HPLC gibi gelişmiş kromotografik metotlarda kullanılmaktadır. Birimimizde HPLC cihazları ve klasik yöntemler kullanılarak katkı analizleri gerçekleştirilmektedir. Ayrıca şeker türlerinin tespiti de birimimizde gerçekleştirilen analizlerden birisidir. Makro ve eser elementler vücudun sağlıklı işleyişi açısından son derece gereklidir ve bu elementler için günlük önerilen dozlar belirlenmiştir. Bazı gıdalarsa bilinçli olarak elementlerce zenginleştirilmektedirler. Bunun yanı sıra kirlilik olarak düşük seviyelerde bulunan toksik elementler de belirlenen limitleri aştıklarında insan sağlığı üzerinde risk teşkil ederler. Bazı gıdalarda yüksek miktarda bulunan sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi makro elementler, doğal olarak gıdalarda düşük miktarda bulunan demir, bakır, manganez, çinko veya kobalt gibi eser elementler ile besin değeri olmayan ve düşük seviyelerde bile maruz kalındığında toksik özelliğe sahip olan kurşun, kadmiyum, arsenik ve civa gibi elementlerin tayini birimimizin mineral analiz kısmı tarafından gerçekleştirilmektedir. Gıdalarda element analiz metotlarında gıda numunesindeki organik kısmın asidik ortamda çözünerek parçalanması ve böylelikle metallerin çözelti içerisine geçişinin sağlanması amaçlanmaktadır. Birimimizde bu işlem için 2 adet mikrodalga çözümleme sistemi kullanılmaktadır. Daha sonra hazırlanmış örnek spesifik metal veya çoklu element analizi gerekliliğine göre ICP-OES ve AAS cihazlarında analize alınmaktadır.

POLAR BİLEŞİKLERİN ARANMASI

Analizi yapılacak madde molekülleri tutucu maddelerdeki etkin gruplara iyonik, hidrojen, dipol-dipol, dipol- indüklenmiş dipol ve indüklenmiş dipol-indüklenmiş dipol (van der Waals) bağları ile bağlanır. Bu şekilde aranan madde, matriksteki istenmeyen bileşikler ve çözücüler birbirinden ayrılmış olur.

Silika jel SiOH
Alumina Al2O3
Florisil MgSiO3
Oktadesil (C18) (CH2)17CH3
Oktil (C8) (CH2)7CH3
Etil (C2) CH2CH3
Siyano CN
Fenil C6H5
Siklohekzil C6H11
Amino NH2
Diol COHCOH
Kuarterner amin N+
Aromatik sülfonik asit C6HSO3H
Karboksilik asit COOH

Gıdaların besin madde analizlerinin yanı sıra, içerdikleri kimyasal ve biyolojik kirleticilerin tespit edilmesinde SPE önemli bir örnek hazırlama metodudur. Özellikle fındık gibi mikotoksin kirliliği açısından önem taşıyan gıdalarda başta aflatoksinler ve diğer mikotoksinlerin, hemen hemen bütün bitkisel ve bal, süt, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve bebek mamalarında pestisit ve PCB’lerin, et ve et ürünlerinde steroid hormon ve PAH’ların tespit edilmesi, bu alanda SPE metodunun kullanılmasına verilebilecek en önemli örneklerdir. SPE çevresel örneklerden en çok sudaki organik kirleticilerin analizinde kullanıl-maktadır. Su içerisinde µg/L(ppb) ve daha alt düzeylerde birçok organik kirletici bulunmaktadır ve bu maddelerin saptanabilmesi için çok düşük tespit limitlerine ulaşılması gerekmektedir. SPE metodu, sudaki kirleticilerin analizinde diğer örnek hazırlama yöntemlerine göre daha yoğun ve daha saf süzüntü oluşturabilmesi ve yüksek geri kazanım oranlarına sahip olması nedeniyle tercih edilmektedir. SPE’nin örnek hazırlama amacıyla kullanıldığı su kirleticileri arasında organik klorlu ve organik fosforlu pestisitler, PCB’ler, anilinler,
fenolik bileşikler, organik azot ve nitro-aromatik maddeler sayılabilir.

Gıdalarda Etil Alkol Aranması
Etanol(Etil alkol) C2H5OH İlave: Etil alkol dünyada en çok üretilen alkoldür. İçki yapımında kullanılır. Etil alkolün genellikle %80’lik sulu çözeltisinden kolonya üretilir. İspirto %65-70’lik etil alkol çözeltisidir. İspirtonun içinde bir miktar metil alkol vardır. İspirtonun renkli olmasının
nedeni zehirli olan metil alkol içermesindendir.

¾ Etil alkolün elde edilmesi: Etil alkol, alkollerin genel elde ediliş yöntemleri ile elde edilir. Bunlardan başka , etil alkolün, en önemli elde ediliş yöntemi alkolik fermantasyondur. Selüloz ve kağıt fabrikalarında ele geçen sülfat alkali çözeltisinden de alkol elde edilir. Alkolik fermantasyonun uygulaması iki aşamada olur.
• Nişastalı maddeler: Patates, mısır, buğday, yulaf v.b.
• Şekerli maddeler: Şeker pancarı, şeker kamışı, meyveler ve melas (şeker fabrikalarında yan ürün olarak elde edilen ve %50-55 oranında şeker
içeren madde)

Fermantasyon için maya fermentleri kullanılır. Bunlar bitkisel ve hayvansal organik bileşiklerdir. Fermentler, sulu ortamda organik bileşikleri küçük moleküllü bileşiklere parçalarlar.Bu nedenle fermentlere biyolojik katalizörler denir.

¾ Nişastalı Maddelerden Alkol Eldesi: Bu maddeler önce iyice ezilerek 140-150°Cda su buharı ile pişirilir ve hamur haline getirilir.Hamur soğutulduktan sonra üzerine filizlenmiş arpa ezmesi ilave edilir.Ezme içinde azotlu enzim madde bulunur.Enzim nişastayı katalitik etki yaparak önce maltoza (C12H22O11) ;daha sonra da glikoza (C6H12O6) dönüştürür.Glikoz , fermentlerin etkisiyle parçalanarak alkol ve karbon dioksiti oluşturur.

¾ Şekerli Maddelerden (Melas) Alkol Eldesi: Melas önce 40-50 tonluk demeir tanklarda sulandırılarak içinde bulunan Ca2+ çöktürülür. Fermentlerin etkinliğini arttırmak için ortama az miktarda sülfirik asit ve ayrıca bir ton melas için 2 kg amonyum sülfat ve 0,2 kg magnezyum sülfat eklenir. Hazırlanan bu karışıma mayşe adı verilir. Mayşe 100-200 °C a kadar ısıtılarak sterilize edilir ve soğutulur. Mayşeye katılacak olan maya önce bir tüpte üretilir, sonra mayşeye katılır.3-4 günlük bir zaman süresinde fermantasyon tamamlanır. Karışımın ayrımsal damıtılması ile %95-96 saflıkta azeotropik alkol elde edilir.

Karpitten de etil alkol elde edilir. Karpitin suyla tepkimesinden çıkan asetilen gazına cıva bileşikleri ve sülfirirk asidin katalitik etkisi altında bir mol su katılarak asetaldehit elde edilir. Bunun da sıcakta nikel katalizörü yardımı ile indirgenmesinden etil alkol oluşur.

ÜRETİM ALANI TESTLERİ

  1. İslami Prensiplere göre üretimde kullanılan tüm ekipmanlar temiz olacak şartı için; üretimde kullanılan ekipmanlardan transport swab ile örnek alınarak mikrobiyolojik testler yapılır.
  2. İslami Prensiplere göre üretimde çalışan tüm personel temiz olacak şartı için; üretimde çalışan personelin ellerinden transport swab ile örnek alınarak mikrobiyolojik testler yapılır.
  3. İslami Prensiplere göre üretimde alanı temiz olacak şartı için; üretim girişleri, üretim yeri zemininden transport swab ile ayrıca, üretim alanı, personel sosyal alanı ve depo alanlarından hava örnekleme cihazı ile alınan örneklerde mikrobiyolojik testler yapılır. Ayrıca, temizlikte kullanılan malzemelerin mikrobiyolojik ve kimyasal testleri yapılır.